|
KADINDA MENOPOZ NEDEN GELİŞTİ?
Üreme potansiyeli kadında erkeğe göre daha erken ve daha hızlı kaybolur. Oysa kalp, solunum ve böbrek fonksiyonları önemli bir farklılık göstermemektedir. O halde, neden kadının diğer organları ve fonksiyonları değişmez iken, üreme fonksiyonu erkenden susmaktadır? Bir nedeni menopozun, uyum sağlayamadığımız bir artifakt olduğudur. Diğeri ise, büyükannenin torununun yetişmesine olan katkısı nedeniyle uyum sağlanmış bir durum olması. Birinci teorinin esası, ilkel topluluklarda erişkinlerin en çok 50–55 yıl yaşamaları, ama modern çağımızda ise 80 hatta 90 yaşına kadar yaşanıyor olması nedeniyle menopozun, modern insanın ortaya çıkardığı yapay bir sonuç olmasıdır. Avcılık-toplayıcılıkla geçinen atalarımız bu yeni durumu tecrübe edecek kadar uzun süre yaşayamadıkları için, menopoz yaşamın uyum sağlanmış bir parçası olamaz. Gerçekten de, araştırmalar hayvanların koruma altına alınıp yeteri şekilde bakımları sağlandığı zaman, doğal ortamda yaşayan türdeşlerine göre ömürlerinin de uzadığını göstermiştir. Ömürleri
uzuyor ama dişilerin üreme kapasiteleri de erkeğe göre erkenden kaybolmaktaydı. Bu hipoteze göre etken olan faktör, günümüzde yaşamın, atalarımızınkine göre anlamlı derecede uzamış olmasıdır. Sonuç olarak, ömür uzamış ama üreme kapastesi daha fazla gelişmediği için yerinde kalarak, menopoz adı verilen bir açıklık ortaya çıkmıştır (2). İkinci hipotezin savunucuları ise çocukların sütten kesildikten sonra hala beslenme ve hayatta kalabilme için esasen anneye ihtiyaç duymalarını kanıt olarak gösterirler. Günümüzde çalışan bir anne çocuğuyla rahat ilgilenebilsin diye, bundan başka çocuk dünyaya getirme kapasitesini sınırlamaktadır. Ayrıca kadın ne kadar uzun yaşarsa, bir diğer bebeğe bakabilme fırsatı da artar. Çocuk yapma sayısı azaldığında, gebelik ve doğuma bağlı risklere de daha az maruz kalmış olacaktır. Diğer yandan, kendi kızları da çocuk doğurup kendisi de büyükanne olduğu zaman, bu torunlarına bakabilecektir. Eğer kadın ileri yaşlara kadar yaşayabilirse, kendi üremesini kesip, torunlarının bakımına katkıda bulunacak, böylece kızları daha fazla çocuk dünyaya getirebilecektir. Dolayısıyla, kendi çocukları ya da torunları arasında, hangisinin sayısının daha fazla olabileceği yönünde bir kar-zarar değerlendirmesi yapılmaktadır: kendisi mi daha fazla çocuk doğursun yoksa büyükanne olup, kızının torunlarını doğurmasını mı desteklesin. Hangisinin sayısı ve sağlığı daha iyi olursa, kendi genlerini sonraki nesillere aktarabilme şansları da o derece fazla olacaktır. Bazı araştırıcılar ise büyükannenin faydasının, torunlarının bakımı değil, kızının gebeliğinin daha sağlıklı geçmesi, böylece fötusun sağlıklı olması yoluyla gerçekleştiğini savunmaktadırlar (8). Figür 1’de, eğer anneanne ölmüş ise, torununun ölüm riskinin de arttığı görülmekte. Bu artışın daha hayatının başında ortaya çıkıyor olması, anneannenin annenin gebeliği sırasındaki faydasının önemini vurgulamaktadır. Özellikle anne tecrübesiz ise, yani genç yaşlardaysa, bu risk daha da artmaktadır. O halde, kadının son çocuğunu da doğurduktan sonra bir süre hayatta kalması, ki bu süreç menopoz ile uyumludur, çocukların sağlığı açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır.Büyükanne hipotezi doğruysa, bunların kızları, kendi doğurduklarından daha fazla çocuk sahibi olmuş olmalıdır. Bunun aksi görüşler de vardır. Bir çalışmada, 50 yaş kadınların ortalama 1.7 kız, 1.1 erkek çocuk sahibi oldukları, torunlarının sağlıklarına ise, kendi çocuğununkinin sadece %5’i kadar katkıda bulunabildikleri ortaya konmuştur. Dolayısıyla, büyükanne hipotezinin de daha geniş serilerle kanıtlanması gerekecektir (2).
Hazırlayan: Prof.Dr. Kaan Aydos
|
|



Üreme potansiyeli kadında erkeğe göre daha erken ve daha hızlı kaybolur. Oysa kalp, solunum ve böbrek fonksiyonları önemli bir farklılık göstermemektedir. O halde, neden kadının diğer organları ve fonksiyonları değişmez iken, üreme fonksiyonu erkenden susmaktadır?
uzuyor ama dişilerin üreme kapasiteleri de erkeğe göre erkenden kaybolmaktaydı. Bu hipoteze göre etken olan faktör, günümüzde yaşamın, atalarımızınkine göre anlamlı derecede uzamış olmasıdır. Sonuç olarak, ömür uzamış ama üreme kapastesi daha fazla gelişmediği için yerinde kalarak, menopoz adı verilen bir açıklık ortaya çıkmıştır (2).
İkinci hipotezin savunucuları ise çocukların sütten kesildikten sonra hala beslenme ve hayatta kalabilme için esasen anneye ihtiyaç duymalarını kanıt olarak gösterirler. Günümüzde çalışan bir anne çocuğuyla rahat ilgilenebilsin diye, bundan başka çocuk dünyaya getirme kapasitesini sınırlamaktadır. Ayrıca kadın ne kadar uzun yaşarsa, bir diğer bebeğe bakabilme fırsatı da artar. Çocuk yapma sayısı azaldığında, gebelik ve doğuma bağlı risklere de daha az maruz kalmış olacaktır. Diğer yandan, kendi kızları da çocuk doğurup kendisi de büyükanne olduğu zaman, bu torunlarına bakabilecektir. Eğer kadın ileri yaşlara kadar yaşayabilirse, kendi üremesini kesip, torunlarının bakımına katkıda bulunacak, böylece kızları daha fazla çocuk dünyaya getirebilecektir. Dolayısıyla, kendi çocukları ya da torunları arasında, hangisinin sayısının daha fazla olabileceği yönünde bir kar-zarar değerlendirmesi yapılmaktadır: kendisi mi daha fazla çocuk doğursun yoksa büyükanne olup, kızının torunlarını doğurmasını mı desteklesin. Hangisinin sayısı ve sağlığı daha iyi olursa, kendi genlerini sonraki nesillere
aktarabilme şansları da o derece fazla olacaktır. Bazı araştırıcılar ise büyükannenin faydasının, torunlarının bakımı değil, kızının gebeliğinin daha sağlıklı geçmesi, böylece fötusun sağlıklı olması yoluyla gerçekleştiğini savunmaktadırlar (8). Figür 1’de, eğer anneanne ölmüş ise, torununun ölüm riskinin de arttığı görülmekte. Bu artışın daha hayatının başında ortaya çıkıyor olması, anneannenin annenin gebeliği sırasındaki faydasının önemini vurgulamaktadır. Özellikle anne tecrübesiz ise, yani genç yaşlardaysa, bu risk daha da artmaktadır. O halde, kadının son çocuğunu da doğurduktan sonra bir süre hayatta kalması, ki bu süreç menopoz ile uyumludur, çocukların sağlığı açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır.